Sen vuslat mısın…
Bana gittikçe uzaklaşan bir sahil görüyorum
Ummanda kaybolmanın verdiği telaş içinde gözlerim seni arıyor
Yüreğim uçurumlara sunulmuş gibi
Ümitsizliğe kalbolduğu bir anda
Sesin karanlığıma ışık oluyor…
Bu süruru anlatmaya lisan-ı kavlim yetmese de
Lisan-ı halim tercüman oluyor..
Umulmadık bir anda;
vuslatın tam ortasında kalakalıyorum
Çünkü sen; yine gidiyorsun…
Beni bırakıp bir başıma dipsiz Ummanlarda…
Bir çırpınışın tam ortasında buluyorum kendimi
Neden! Diye fer yad-u figan edecek iken irkiliyorum.
Bu öyle bir irkiliş ki;
O an anlıyorum Firkatlerin vuslatlarda gizli olduğunu…
Her gözyaşımı bir sebebe bağlıyorum artık
Ben ya gidişine ,
Ya da dönüşündeki gitmelere ağlıyorum…
Yüreğimde büyüttüğüm sevdam
Seninle anlam kazanıyor…
Boyutu bilinmiyor belki,
Lakin;hercai sana ayandır…
Enaniyet sustukça, İhlas konuşur…
Enaniyet, insanın Allah’ın karşısındaki aczini unutarak kibirlenmesi, diğer insanları kendinden aşağı görmesi ve büyüklük hissine kapılmasıdır. Halbuki İnsan; Allah’ın lütfetmesiyle görme, duyma, işitme vb. gibi birçok nimetlerle teçhiz edilmiş başkasının yaratmasına ihtiyaç duyan aciz bir varlıktır.
İnsanın; kendisine verilen sayısız nimetler karşısında hakiki nimet vericiyi tanımaması,
şükretmemesi büyük ölçüde yanılgıdır. Hakiki, nimet veren Allahu azimüşşandır ve yine verdiği nimeti geri almada da iradesi sonsuzdur. Şöyle ki; İnsan kendisine verilmiş hiçbir özelliği yine kendisine mal edemez…
“Kün fe yekün” emri ilahisiyle; her şeyin onun emrin dahilinde olduğunu düşünen kimse, Allah’ın yaratışındaki hikmeti görüp, ona göre acizliğini bilen, dolayısıyla enaniyetten uzak duran güzel ahlaklı kimsedir.
Bediüzzaman enaniyeti bırakmanın, ihlası kazanmada en önemli adım olduğunu şöyle ifade eder:
“Ve hakkı, bâtılın saldırısından kurtarmak için… nefsini ve enaniyetini ve yanlış düşündüğü izzetini ve ehemniyetsiz rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder.”(20. Lema)
İhlas tohumlarının yeşermesi için enaniyetten uzak durmak şarttır. Çünkü Enaniyet; kişinin kendi özelliklerini; sözlerini davranışlarını sevmesine neden olur.Böylelikle insanları beğenmeyip kendinden aşağı görmesini beraberinde getirir.zamanla dışarıdan gelecek uyarılara aldırış etmez.bu durum ilerledikçe Taraf-ı ilahiden gelen uyarılara, ihtarlara boyun eğmeme neticesine gelir ki inkara yönelmiş olur. Kuran-ı Kerim de bu kimselerden şöyle bahsedilmiştir;
“Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206)
Kendisine yakışanı ifa eden mü’minler;
“İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.” (Bakara Suresi, 207)
Bu ihtara kulak verenlerdir…
SeYR
Yola doğru seyre daldım
Öyle bir yol ki; nereye varır bilinmez
Lakin ümitvarım..
Bakışlara tebessüm savurmak gayesiyle..
Sadece gülüşlere ayine olmak,
Ne somurtmak ne de ağlamak maksadındayım.
Nahoş bir edadır belki zahiren,
Ama bilimeyenlere yelken açmak arzusundayım…
Nasıl mı..? Neden mi..?
İçinden çıkılmaz bir fırtına gibidir,
Arzu şedit ise, hedef vazgeçilmez ve ..
Bilinmeyenler bir umman gibidir..
Telaşım sadece gayeme yöneliktir.
Zaman az gidilecek yol uzun fakat,
Agır bir yük beraberimde benimledir.
Düşüncemin ufkunda kenetlenmiş hayallerim
Bir ben varım bir de hislerimdeki elemlerim..
Elemlerinm sürura dönüşmesidir beklentim,
Ümidim var oluştur..
O’n da yok olmanın sırrına ermekdir
Ümidim…
sessiznida
Hayal gibi…
Gerçeğe tabi ne güzel hayallerimiz var.Bizleri başka diyarlara alıp götüren hayallerimiz…Peki neden hayal kurar insan? Bu soruyu kendimize sorduğumuzda nasıl bir yanıt alırız acaba? Kimi zaman çok istediğimiz uzaklardaki kareleri hayal ederiz kimi zaman da ulaşılmazları sadece hayallerimizde yaşarız. Alacağımız yanıt bu iki seçeneğe yakın olacaktır muhtemelen. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki hayal kurmanın sınırı yoktur.Güzelliklerle süslediğimiz hayallerden teşekkül eden karelerin,sınır tanımaması güzel bir teselli aslında.Sonsuz güzelliğe talip olduğumuz gibi; sonsuz güzellikleri yaşatmaya da talibiz.Gerek hayalde, gerekse gerçek yaşantımızda…Yaşatma fiili gücümüz dahilinde vuku buluyor.hayal edilenler ancak bu dünyada var oldu, buluşlar icatlar hep hayal ile başladı.
Mesela Jules Verne, Aya Seyahat‘ı yazdığında aya henüz kimse gidememişti. Bu örnek hayalden teşekkül edip gerçekleşmiş güzel örneklerden birisi. unutulmamalı ki, görülen her şey Hakk’ın tenezzülat makamından kişiye olan merhametinden dolayı bir tecellidir.
Anlıyoruz ki hayal sadece hayal kalmaya mahkum değildir.Zamanla gerçeğe dönüşebilir
Yaşanılacak günlerin arifesinde düşünce ile resimleşen hayaller hazırlık niteliği taşır.Yararını açık ve net olarak görmüşüzdür.Mesela; Üzülmeye neden olan hadiseleri; aksini düşünüp tebessüme vesile kılabiliriz.Böylelikle olumsuz bir hadisenin oluşturduğu ruh halini olumlu hale getirmiş oluruz. Günlerin ardı sıra vuku bulmasında nice hayaller gizidir.Dediğimiz gibi;”hayal sadece hayal kalmaya mahkum değildir.”Hayal kurarak mutlu olabiliyorsak mesafeleri aşabiliyorsak o zaman her gününde nice hayallerin gizli olduğu hayatımızda hayalsiz kalmayalım… Gerçekler ile neticelenecek EN GÜZEL HAYALLER SİZİNLE OLSUN…
sessiznida

