Tevekkül Kapısını Sabır Tokmağıyla Çalın…

sabir-tokmagi2.jpg

Tevekkül; Sebeplere gereğince teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemek ve O’nun takdirine razı olmaktır.Sabır ise; Zorluklara ve acılara katlanmak. Halinden şikayet etmemektir.

İnsan içinden çıkılmaz gibi görünen her hadisede tevekkül kapısını sabır tokmağıyla çalmalı…Çünkü; bu kapı insanı; darlıktan genişliğe, zahmetten rahmete buyur eder.İnsan gücü yettiği kadar duyar,görür,işitir.Yani; nihayet bulan bir çizgisi var.Bu nihai noktanın (ihtiyaca yönelik) sonsuza dönüşmesi, sonsuz güce dayanmakla mümkündür.Ne acibtir ki;Kainatta canlı varlıklarda olduğu gibi cansız varlıklarda da tevekkül yetisi vardır.Mesela;Toprak altındaki tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık kaygısına düşmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergilerler…

İnsan tevekküle en ziyade muhtaç varlıktır.Çünkü;Acizliği her halde her hareketinde ayan olan insan baki arzu ve isteklerine cevap vermekte tedarikte de aciz.İstekleri oldukça fazla, ihtiyaçları pek ziyadedir.Öyle bir güce ihtiyacı vardır ki; onun sonsuz isteklerine cevap verebilsin.Bakiye yönelik arzularını kırmasın.Buna kudreti yetecek tek varlık vardır;  Sonsuz Baki Olan Cenab-ı Hakk…

sabir-tokmagi3.jpg

Tevekkül üç mertebedir. Birinci mertebe,Cenabı Hak’kın inayetine itimat etmek.

İkinci mertebe, Allah’tan başkasından yardım beklememek.

Üçüncü mertebe ise her işte Hakk’ın rızasından ayrılmamaktır.

Demek ki tevekkülün birinci mertebesi (itimat), ikinci mertebesi (inkıyat), üçüncü mertebesi ise (teslim ve rıza)dır.

Sonsuz gören, işiten, duyan,  ve ol demesiyle Kainatta her şeyin olmasına güç yettiren Rabbimiz var.O’nun gücü kainatta her şeye yeter.O sevdiği kulunu, kainatta tüm mevcudata sevdirir.En sevdiği Habib-i Zişan’ı bir hurma kütüğüne bile sevdiren Allah (c.c)… İçinden çıkılmaz görünen her meselenin çözülmesi Onun kudretiyle hikmetinin iktizası gerekliliği) iledir.Bunu böyle bilmek ve Onun sonsuz kudretini dayanak noktası bilmek lazım geliyor.

İmtihan ne kadar büyükse, (kazanıldığı takdirde) müthiş neticeleri de meyve verecek demektir.İmtihanın büyüklük derecesini bilmeye/görmeye belki bizler muktedir değiliz ancak, dayanılması zor musibet, hastalık gibi (zahiri) şer görünen hadiseler imtihanın çetin numuneleridir.Allah (c.c) insana sabretme yeteneği bahşetmiştir.Demek ki kuluna dayanamayacağı sorumluluk hiçbir zaman yüklemez.İmtihana tabi insanoğlu sabrederken de yalnız değildir.”Muhakkak ki Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir.” Bakara,153.

Sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz, Arz-u hal edebilme şansı vermiş kuluna, “benimle dertleş bana derdini aç çünkü ancak ben deva olabilirim dercesine “Dua edin icabet edeyim” (Mü’min,60) buyurmuştur.
 
Dünya sıkıntılarından ruhumuz hastalandı ve artık bir felah kapısına ihtiyaç duyuyor işte kapı! Ne duruyoruz hemen çalmak lazım!
 
 
(Cenab-ı Hakk rıza dairesinden ayırmasın, Onun rızası uğruna geçen bereketli zamanları daim kılsın inşaallah.)

Yazan: Sessiz Nida

sabir-tokmagi4.jpg

Reklamlar

Gözyaşları ile bir Eskiz…

gece2.jpg

Bulutlar karardı, Birazdan damlalar ıslatacak bedenimi. Ben sırılsıklam olsam da hep güneşe hasret olduğumu düşünmeye devam edeceğim. Beklemekten yorulur gibi olsam da, güneşin aksine olan iştiyakım sönmeyecek… Bu yorgunluk lezzetlere dönüşecek. Ki ben böyle ümit ediyorum. Gece de yaklaşıyor sanki. Hem yağmur hem gece, görüş ufkumu azaltacak ve ben görmekten de yoksun kalabilirim. Zerrelerim aç olduğuna yönelerek Arzuhal edercesine halinden vaveyla edecek…

Bakışım malayani olsa da zahiren, içimdeki yangın hiç sönmeyecek. Bir gün elbet… Bir gün gözlerimdeki ateş fark edilecek. Yanıldım ve aldandım çoğu kez. Ama uslanmadığım- hataya giriftar olduğum kadar, nedamet gözyaşlarımla derdimi dinleyene yöneleceğim. Biliyorum yıpratır her darbe hayatı… Kocaman sıfır olduğumu fark ettikçe, küçücük nokta olmayı arzu edeceğim.

Hassas olduğum kadar hassas olanları fark etmeye başlar mıyım bilemiyorum. Kusuratım ölçüsünde dergâha el bağlayıp af dilemeyi becerebilir miyim? Hiç bilemiyorum. Ümidim olmasa yok idim hiç idim belki… Kâbe’nin duvarını yıkar misali, kaç kalp kırdım düşünecek miyim? Ya öteler… Orada hesap soracak kaç yüzle karşı karşıya geleceğim.

Karanlık bastı gece koyulaştı. Yağmur sağanak, sağanak bedenimden ziyade ruhumu ıslatıyor. Gözyaşlarım yağmurun damlalarına karıştı bile. Hiç bu kadar sağanak değildi, yağmur değil de gözyaşlarım…

Bir sâda işitiyorum: “Kimse yok ise O var…”İşte medar-ı tesellim (teselli sebebim) bu… Ümit ne büyük bir nimet imiş anlıyorum şimdi. Gözyaşlarım sürura kalbolmalı ama nefsimin kandırmacasın dan hala ağlamakla yetiniyor.Bedenim ruhum seyelan oldu.Zerrelerim titriyor.Güneş doğacak mı diye ümit ve korku arasında gidip geliyor. Bilinmek ve her halinle tanınmak ne güzel bir duygudur ama liyakat gösteremedik… Aciz olduğumuzu izhar ettiğimiz kadar ulvileşemedik… “Örnek” olma vasfını seremedik gözler önüne. Ne acı bir hale giriftar olmaktır bu. Bir lahza olsun aynalara aynınla yansıyamamak ne kötü…

yagmur.gif

Saatler geçti…Güneşin ışıkları gözüme ilişti. Ya da hülya mı? Hayır, hayır küçücük de olsa ışık yüzüme gülüyor. Her gecenin ardından(ne olursa olsun) gündüzün geleceği muştusunu veriyor bana. Utandırıyor ve yüzümü yere eğdiriyor. Ümit var gibi görünüp ümitsiz tavrımı yüzüme vururcasına… Şimdi ellerimi semaya kaldırma vakti geldi. Vakit vakitlerin en bereketlisi…Zamanın hesabından da (!) kurtulmak çaresiyle biçare edamı terk edip O’na;

Yalnız bırakmayan,
Derdimi dinleyen deva sunan,
Yüzümü ışıklandıran (gecede),
Lütfunu esirgemeyene… Yönelmeliyim.

Kimse yoksa o var ve bu derdime en büyük deva. Öldüğüm vakit bile hatırlayacak dostlar unutsa da. O beni gecede hatırlayacak. Kabir gecesinde hatırlayacak… şimdi onu unutmak da büyük utançları beraberinde getirecektir.Zaten günah yükü belimi kamburlaştırdı, daha ziyadesi düşürür bu nakıs bedenimi…

Gece saat:3:50 / Böyle bir gece hiç hoş değildi ama hoş şeyleri hatırlattı belki de.Şer gibiydi oysa semeresi güzel olacak belki de (ümit, ümit, ümit…) 

Tıpkı GüL Gibi

 gonlumun-gulu.jpg

Gül;Kokusu ve ihtişamı hayranlık abidesi olan bir güzelliktir… o en güzeli ve güzelliğini ifadeye şayan bir çiçektir.Güzel ahlakı ifade için seçilmiş bir çiçek…”Güzel ahlak güzel koku saçan bir çiçek (misal-i gül) gibidir…” alimlerin ifadesiyle. Güzel koku neredeyse orada hep hoş bir koku hakimdir. Meşhur bir söz vardır;”Gül bahçesine girenler gül olur, gül olmasa da gül kokarlar.”Maksad gül bahçesine girme sevdasında olmalı.Maksad Gül’ün kokusunu yansıtabilmek olmalı.

Gül ne latif bir çiçektir ki; gül olmayanları da gül gibi kokutabiliyor.Misal-i güldeki gibi; etrafına güzel koku (ahlak yansımaları) saçan ; ulaştığı her yere farklı bir ahenk katar.İnsan güzel ahlak sahibi olunca, “gül” vasfını taşıyınca, , hem kendisi huzurludur hem başkalarına varlığı huzur verir.O’nun huzuruna vesile “en güzel’i dayanak noktası bilmesidir…

Güzel ahlakın en güzel örneği hiç şüphesiz ‘Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen” Efendimiz (s.a.v)dir.O Kur’an daki ifadeyle “Üsvetun Hasene(en güzel örnek)”dir.Efendimiz’in duası yine güzel ahlak idi. “Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak dilerim” derdi.O’nun Rabbi’ne bu talebte bulunuşu; güzel ahlakın hakiki imanın tezahürü olduğunu haber veriyor.

Kendisi bu gerçeği; “iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlardır…”[1] sözüyle vurguluyor.

 Hatta diyor ki; “Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur.”[2] Başka çare yok…

Hakiki iman huzuruna muttali olmaktan başka çare yok.

Hakiki imanın bizlerde tezahür etmesi için güzel ahlak (O’nun ahlakı)ile ahlaklanmaktan başka çare var mı?Ya gül olmak ya da gül gibi kokmaktan gayrısı yok yok…

Ne mutlu GüL’ün kokusu ve ihtişamına bürünen gül adaylarına…

 [1] Tirmizî.[2] Tirmizî.  

İnternet’te söylenen yalan da haram !!!

intt.jpg 

İnternette sanal ortamda takma isim ve meslekle yapılan sohbetlerin dinen uygun olmadığını söyleyen Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Erbaş, kişilerin gerçek hayatta birbirlerine yalan söylemesi nasıl haramsa, sanal ortamda da söylenen yalanların haram olduğunu kaydetti. Sanal ortamdaki sohbetlerin yalanı ‘sıradanlaştırdığını’ ve gerçek hayatta da bunun yansımalarının görüldüğünü vurgulayan Erbaş, “Çok tehlikeli bir yoldayız. Artık, internetteki yalan sohbetler cinayete kadar gidiyor.” dedi. Prof. Erbaş, bugün hayatın neredeyse bir parçası olan çetleşmede bilinen fakat önemsenmeyen bir tehlikenin altını çizdi. Sanal ortamda kişilerin genelde kişiliğini, mesleğini, eğitim düzeyini, evli-bekâr gibi gerçek bilgileri saklayarak sohbet ettiğini dile getiren Erbaş, “Yalan, yalandır. Yalanın gerçeği, sanalı olmaz. Yalan nerede olursa olsun kişiyi kötülüğe sürükler. ‘Aman ne olacak nasıl olsa beni hiç kimse tanımıyor’ deyip sanal âlemde yalan söylemenin de sonu çoğu zaman acı bitiyor. Sanal yalanlar sebebiyle evlilikler sona eriyor, cinayetler işleniyor, toplumun ahlaki yapısı giderek bozuluyor.” uyarısında bulundu.
Dinimizin, yalanı kesinlikle yasakladığını belirten Erbaş, yalandan çok korkmak gerektiğini vurguladı. Erbaş, “Yalan, felaket demektir. Ne yazık ki bugün internetin yanlış kullanımı yalanı körüklüyor. Sanal ortamda yalan artık sıradanlaştı. Bunun gerçek hayata yansımaları da var. Bu, zaten açıkça görülüyor. Gerçek bir Müslüman sanal ortamda da asla yalan söylemez. Yalan, her yerde yalandır. İnternet yalanı ne yazık ki bugün sıradanlaşıyor.” diye konuştu.

İnterneti doğru kullanma dersi verilmeli

Çocuklara internetteki yalan çetleşmeden uzak durmaları konusunda ailelere de büyük sorumluluk düştüğünü anlatan Erbaş, ilköğretimden başlayarak internetin doğru kullanılması konusunda eğitim verilmesinin faydalı olacağını söyledi. Erbaş, “Aileler de çocuklarına internetin fayda ve zararlarını anlatmalıdırlar. Yalanın, her yerde yalan olduğu çocukların beynine kazınmalıdır. Bu durum okullarda da desteklenirse bu konuda bir bilinç oluşturulabilir.” şeklinde konuştu.

Sen vuslat mısın…

Bana gittikçe uzaklaşan bir sahil görüyorum
Ummanda kaybolmanın verdiği telaş içinde gözlerim seni arıyor
Yüreğim uçurumlara sunulmuş gibi
Ümitsizliğe kalbolduğu bir anda
Sesin karanlığıma ışık oluyor…
Bu süruru anlatmaya lisan-ı kavlim yetmese de
Lisan-ı halim tercüman oluyor..
Umulmadık bir anda;
vuslatın tam ortasında kalakalıyorum
Çünkü sen; yine gidiyorsun…
Beni bırakıp bir başıma dipsiz Ummanlarda…
Bir çırpınışın tam ortasında buluyorum kendimi
Neden! Diye fer yad-u figan edecek iken irkiliyorum.
Bu öyle bir irkiliş ki;
O an anlıyorum Firkatlerin vuslatlarda gizli olduğunu…
Her gözyaşımı bir sebebe bağlıyorum artık
Ben ya gidişine ,
Ya da dönüşündeki gitmelere ağlıyorum…
Yüreğimde büyüttüğüm sevdam
Seninle anlam kazanıyor…
Boyutu bilinmiyor belki,
Lakin;hercai sana ayandır…

Enaniyet sustukça, İhlas konuşur…

 

 ayet4.jpg

Enaniyet, insanın Allah’ın karşısındaki aczini unutarak kibirlenmesi, diğer insanları kendinden aşağı görmesi ve büyüklük hissine kapılmasıdır. Halbuki İnsan; Allah’ın  lütfetmesiyle görme, duyma, işitme vb. gibi birçok nimetlerle teçhiz edilmiş başkasının yaratmasına ihtiyaç duyan  aciz bir varlıktır.
İnsanın; kendisine verilen sayısız nimetler karşısında hakiki nimet vericiyi tanımaması,
şükretmemesi büyük ölçüde yanılgıdır. Hakiki, nimet veren Allahu azimüşşandır ve yine verdiği nimeti geri almada da iradesi sonsuzdur. Şöyle ki; İnsan kendisine verilmiş hiçbir özelliği yine kendisine mal edemez…

“Kün fe yekün” emri ilahisiyle; her şeyin onun emrin dahilinde olduğunu düşünen kimse, Allah’ın yaratışındaki hikmeti görüp, ona göre acizliğini bilen, dolayısıyla enaniyetten uzak duran güzel ahlaklı  kimsedir.
Bediüzzaman enaniyeti bırakmanın, ihlası kazanmada en önemli adım olduğunu şöyle ifade eder:

“Ve hakkı, bâtılın saldırısından kurtarmak için… nefsini ve enaniyetini ve yanlış düşündüğü izzetini ve ehemniyetsiz rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder.”(20. Lema)

İhlas tohumlarının yeşermesi  için enaniyetten uzak durmak şarttır. Çünkü Enaniyet; kişinin kendi özelliklerini; sözlerini davranışlarını sevmesine neden olur.Böylelikle insanları beğenmeyip kendinden aşağı görmesini beraberinde getirir.zamanla dışarıdan gelecek uyarılara aldırış etmez.bu durum ilerledikçe Taraf-ı ilahiden gelen uyarılara, ihtarlara boyun eğmeme neticesine gelir ki inkara yönelmiş olur. Kuran-ı Kerim de bu kimselerden şöyle bahsedilmiştir;

“Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206)

Kendisine yakışanı ifa eden mü’minler;

“İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.” (Bakara Suresi, 207)

Bu ihtara kulak verenlerdir…

SeYR

gece.jpg 

Yola doğru seyre daldım

Öyle bir yol ki; nereye varır bilinmez

Lakin ümitvarım..

Bakışlara tebessüm savurmak gayesiyle..

Sadece gülüşlere ayine olmak,

Ne somurtmak ne de ağlamak maksadındayım.

Nahoş bir edadır belki zahiren,

Ama bilimeyenlere yelken açmak arzusundayım…

Nasıl mı..? Neden mi..?

İçinden çıkılmaz bir fırtına gibidir,

Arzu şedit ise, hedef vazgeçilmez ve ..

Bilinmeyenler bir umman gibidir..

Telaşım sadece gayeme yöneliktir.

Zaman az gidilecek yol uzun fakat,

Agır bir yük beraberimde benimledir.

Düşüncemin ufkunda kenetlenmiş hayallerim

Bir ben varım bir de hislerimdeki elemlerim..

Elemlerinm sürura dönüşmesidir beklentim,

Ümidim var oluştur..

O’n da yok olmanın sırrına ermekdir

Ümidim…

sessiznida

Hayal gibi…

felah.jpg

Gerçeğe tabi ne güzel hayallerimiz var.Bizleri başka diyarlara alıp götüren hayallerimiz…Peki neden hayal kurar insan? Bu soruyu  kendimize sorduğumuzda nasıl bir yanıt alırız acaba? Kimi zaman çok istediğimiz uzaklardaki kareleri hayal ederiz kimi zaman da ulaşılmazları sadece hayallerimizde yaşarız. Alacağımız yanıt bu iki seçeneğe yakın olacaktır muhtemelen. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki hayal kurmanın sınırı yoktur.Güzelliklerle süslediğimiz hayallerden teşekkül eden karelerin,sınır tanımaması güzel bir teselli aslında.Sonsuz güzelliğe talip olduğumuz gibi; sonsuz güzellikleri yaşatmaya da talibiz.Gerek hayalde, gerekse gerçek yaşantımızda…Yaşatma fiili gücümüz dahilinde vuku buluyor.hayal  edilenler ancak bu dünyada var oldu, buluşlar icatlar hep hayal ile başladı.

Mesela Jules Verne, Aya Seyahat‘ı yazdığında aya henüz kimse gidememişti. Bu örnek hayalden teşekkül edip gerçekleşmiş güzel örneklerden birisi. unutulmamalı ki, görülen her şey Hakk’ın tenezzülat makamından kişiye olan merhametinden dolayı bir tecellidir.

Anlıyoruz ki hayal sadece hayal kalmaya mahkum değildir.Zamanla gerçeğe dönüşebilir

 Yaşanılacak günlerin arifesinde düşünce ile resimleşen hayaller hazırlık niteliği taşır.Yararını açık ve net olarak görmüşüzdür.Mesela; Üzülmeye neden olan hadiseleri; aksini düşünüp tebessüme vesile kılabiliriz.Böylelikle olumsuz bir hadisenin oluşturduğu  ruh halini olumlu hale getirmiş oluruz. Günlerin ardı sıra vuku bulmasında nice hayaller gizidir.Dediğimiz gibi;”hayal sadece hayal kalmaya mahkum değildir.”Hayal kurarak mutlu olabiliyorsak mesafeleri aşabiliyorsak o zaman her gününde nice hayallerin gizli olduğu hayatımızda hayalsiz kalmayalım… Gerçekler ile neticelenecek EN GÜZEL HAYALLER SİZİNLE OLSUN…

sessiznida